17 Ocak 2017 Salı

sonsuzluğu inkar edene de bir 'sonsuzluk' olmalı. Çünkü sonsuzluğu inkar etmenin karşlı ancak sonsuz olur. Ancak bu, sonsuzluk içinde kendi varlığını bile hissedemeyecek derecede bütün iyiliklerden, güzeliklerden ve lezzetlerden bir 'uzaklık' görecek. Sanki gözü var, hep görmek ister ancak hiçbir şey göremez. Eli var hep tutmak ister ama hiçbir zaman hiçbir şey göremez. Kolu var hep kaldırmak ister ama hiç kaldıramaz. Hep açıkır ve sonuna kadar açlığını hisseder ama hiç yemek yiyemez. Hep susar ama hiç su içemez. Hep nefes almak ister ama hiç nefes alamaz. Bir nevi bütün ihtiyaçlarını sonsuza dek ve en derin, en yoğun şekilde hisseder ancak hiçbirinin karşılığını yapamaz. Sanki denizde eli kolu bağlı boğulmak üzere olan bir kişinin halini sonsuza dek en derin en yoğun şekilde yaşar. Öyle ise, toprağın ötesine dokunmayan bütün dokunuşlar, bütün konuşmalar, bütün koşturmacalar sadece bir 'hiçtir' toprağın altındaki benim için. Demek ki, sonsuzluk arzumu, açlığımı dindirmeyen bütün uğraşılarım sonsuzluk arzumu ve açlığımı dindirmemekle kalmıyor aksine bu yaramı daha bir deşiyor, daha bir kanıtıyor. Demek ki ey nefsim, boşuna 'mış' gibi yapma beni ancak Sonsuz olan doyurur. Demek ki, Bakiye bulamayan 'bakiyeye' tapınmak zorunda kalıyor. Bakiyi bulanlar, 'bakiyeyi' ancak bu dünyanın bir angaryası olarak görürler. Bakiyi bulamayanın 'bakiye' ile mutlu olmaya çalışması kendini kandırmaktır, kafayı kuma kapatmaktır ve aptal avuntusunun daniskasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder