23 Temmuz 2016 Cumartesi

YENİDEN MİLLİ MÜCADELE 15 Temmuz gecesi yaşadığımız meşum darbe girişimiyle ülkemizin ne kadar büyük bir saldırı altında olduğu açıkça görülmüştür. Evet, Türkiye sahip olduğu tarihi derinliğiyle, mensup olduğu Sünnî İslamıyle ve tecrübe ettiği demokratik çok kültürlü toplum yapısıyla dünyada potansiyel arz eden en önemli birkaç ülkeden biridir. Ülkemiz Osmanlı hilafetinin devamıdır. Bunu bütün dünya böyle görmektedir. Her ne kadar Türkiye, Osmanlı topraklarının yirmide birinden bile daha az bir toprak parçasına sahip olsa da bir çekirdek misali o küçücük toprak parçası İslam ümmetini birleştirip ayağa kaldırıp özgürleştirecek potansiyle sahiptir. Hilafetin mayası da buradadır. Çekirdek bir neşv-ü nema bulursa ondan koca bir ağacın çıkması hiç uzak bir ihtimal değildir. 15 Temmuz dünya siyasi tarihine Amerika/Nato'nun girişip başaramadığı meşum bir gece olarak geçecektir. Demokrasi tarihine ise, kahraman Türkiye halkının askerin darbe girişimini canını siper ederek önlemesi olarak altın harflerle geçecektir. Bu meşum ve hain darbe girişimi mahiyet olarak ikibin yıllık siyasi tarihimizde neredeyse hiç böylesi görülmemiştir. Selçuklularla başlayan son bin yıllık tarihimizde ise halka karşı bir hain darbe girişimi hiç olmamıştır. Bu darbeyi milletimiz ve medyamız çok iyi okudular. Uluslar arası ve çok uluslu bir girişim olan bu darbe Nato merkezli Amerikan/İngiliz yapımıdır. Kesinlikle arkasındaki güç, üst akıl olarak Amerikan/ İngiliz aklıdır. Bu darbeyle, öncelikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyib Erdoğanı öldürerek Türkiye'ye diz çökertmek, içerden -başta TSK olmak üzere devletin hemen bütün kurumlarına sızmış ve yerleşmiş olan hainler eliyle- vatanımızı işgal etmek ya da hiç olmazsa ülkemizin Suriye gibi iç savaşa sürüklenmesi amaçlanmıştır. CIA başkanının ifadesinde görüldüğü gibi darbeyi kahraman milletimizin püskürtmüş olması darbeyi yaoanları daha da çıldırtmıştır. İslam dünyasında özgünlüğünü ve özgürlüğünü koruyan hemen hiçbir ülke bırakmadılar. Hatta özgürlüğünü ve özgünlüğünü tekrar kazanabilmek için gerekli olan özgüvenlerini de yok ettiler. Türkiye'yi ise hiç özgürleşemeyecek ve özgünleşmeyecek şekilde 1923'te formatladılar. İşte bu kahraman halkımız olanca çilelerle, işkencelerle adım adım ülkemizin özgürleşmesine çalıştı ve bu özgürleşmeyi ve özgünleşmeyi heo hasretle bekledi. Bu uğurdu seçtigi başbakanı asıldı, zehirlendi. Seçetiği hükumetlerine defalarca darbe yapıldı. Ancak bu asil millet bu yüce davadan, bu kutsal görevden asla vazgeçmedi ve geçmeyecektir inşaallah. Bu milletin her ferdi, zihnen olmasa da vicdanen bilir ki bu ülkenin kutsal bir görevi vardır. O görev hilafet misyonudur. Ümmet-i Muhammede önderlik yapıp zalim ve kafir dünyaya rağmen evrensel adalet ve barışı tesis edecek olan olan ülke bizim ülkemizdir, Türkiyemizdir. Hamd olsun. Evet mesele budur. Bakara Suresinde bir pasajda geçen birkac ayette bugüne, bu kahraman millete bir ders, bir teşvik ve bur hatırlatma olduğunu gördük. *Zalimlerden korkmayın. Benden korkun. Böylece size olan nimeti tamamlayım ve doğru yolu bulmuş olasınız.(Bakara Suresi, 150) Allaha ve ahiret gününe hakkıyla inanan, Allah istemeden bir yaprak bi sallanamadığına tahkiki bir şekilde iman eden ve bu imanın neticesi olarak zalimlerden degil sadece Allah'tan korkan bir milleti hiçbir şey korkutamaz, hiçbir güç yenemez. Bu bağlamda Hz. Peygamberimiz biz en güzel örnektir. Allah Rasulü, Bir avuç insanla, kırk kişiyle aziz İslamı dünyanın başına geçirmiştir. Öyle ki, hiçbir devleti olmamış, bilimi, kitabı ve tekniği ve teknolojisi hiç olmayan bir muhitte, Arab yarımadasında ortaya çıkan İslamiyet Allah Rasulünün önderliğinde dönemin bütün süper güçlerine, bilimine, tekniğine ve teknolojisine galip gelmiştir. Hepsini dize getirmişitir. İşte bu ruh ve bu güç bugün sahip olduğumuz İslamiyette ve Sünnet-i seniyye'de de mevcuttur. Bu konuda bize düşen hakkıyla mü'min olmaktır. Allah'a hamd olsun ki, bu manayı çok iyi kavramış ve hayatına aksettiren bir Reis-i cumhuru bu millete ihsan etmiştir. İşte hakkıyla mümin olmak ve zalimlerden değil sadece Allah'tan korkmak için Allah'ı çok zikredecegiz. Verdiği nimetlerin O'ndan olduğunu bilip O'na layık kul olmak ve O'na hakkıyla şükredebilmek için daha çok çalışacağız. (Bakara, 152) *Ey iman edenler, sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Kesinlikle Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara, 153) Rabbimiz bize sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin diyor. Sabırla, yani zorluklara dayanma gücüyle ve namazla Rabbimizden yardım/istiane isteyecegiz. Çok ilginç, Rabbimiz bize Kendisinden nasıl yardım isteyeceğimizi bu iki kavramla öğretiyor: Sabır ve namaz. Sabırla zalimlere ve hainlere karşı dik durarak, zorluklara karşı ve maddi manevi hedefleri başarmada sabırla âlemlerin Rabi olan Cenab-ı Hak'tan yardım isteyeceğiz. Namazla kendimizi ruhani ve manevi boyutta inşa edeceğiz. Namazla nasıl bir Allah'a dayandığımızın şuuruna vararak sabırla meydanları boş bırakmayacağız. Zalimlere karşı dik durarak gerekirse darbeci askerin elinden G-3 silahını alacağız, tankın paletlerine kendimizi siper edeceğiz. Evet kahraman milletimiz zalim Batılı güçlere karşı vermiş olduğu özgürleşme mücadelesi çok kritik bir eşiktedir. Ondandır ki alelacele bu darbeye giriştiler. Evet bu bir milli mücadeledir. 1920'nin devamı olarak 'yeniden milli mücadeledir.' Bakara suresinden aldığımız derste Rabbimiz bize bu milli mücadelede ve bu kutsal görevde hakkıyka sabır ve hakkıyka namazla ancak Rabbimizden yardım alabileceğimizi ve ancak bu yardımla galip geleceğimizi söylüyor. O halde sabırla çok çalışarak ve meydanları boş bırakmayaya ve namazla ruhani ve manevi boyutumuzu inşa ederek hakkıyla mü'min olmaya gayret edelim.

18 Temmuz 2016 Pazartesi

MUHTEŞEM BİR MİLLET 3D DESTAN Aziz ve necib milletimiz dünya demokrasi tarihine altın harflerle yazılacak bir demokrasi destanını yazmıştır. Böylece demokrasi İslam'ın dört halifesiyle başladığı gibi darbelere karşı demokrasinin savunması olarak milletin direnişini en güzel şekilde başarıyla yine müslüman Türkiye halkı gerçekleştirmiştir. Yani demokrasiyi müslümanlar başlattığı gibi demokrasinin son noktasını yine müslümanlar koymuştur. EEvet aziz ve asil milletimiz darbeye sivil direniş darbesini indirerek Türkiye siyasi tarihinde darbeleri Yeni Türkiye'nin tarih öncesine mahkum etmiştir. Bu asil milletin bir ferdi olarak en güzel kıvançla iftihar ediyorum. Osmanlının torunları Yeni Türkiye'nin mimarlari oldu inşaallah. bu asil necib Türkiye milleti dünya milletleri arasinda bir destan yazarak Türkiye siyasi tarihinde darbeleri artik "tarihin çöplüğüne" gömmüştür. Bin yılda zor kazanılacak bir başarıyı hamd olsun yüce milletimiz 4 saatte kazanmıştır. Büyük milletimiz iki bin yıllık devlet geleneğiyle, bin yıllık İslam inancıyla 15 Temmuz darbesini muazzam bir sağduyu, sabır ve dünyaya örnek bir sivil itaatsizlikle savuşturmuştur. Çok nadir mevzi durumlar dışında iradesi haricinde darbe kalkışmasında bulunmak zorunda kalan asker hiçbir zarar görmemiştir. Bunun yanında darbeye kalkışan asker kılığındaki hainler özellikle Ankra'da Kızılay ve Genelkurmay binası önünde ulu orta sivil halka ateş açmışlardır. Yüzün üzerinde sivilin şehit olmasına sebeb olmuşlardır. Ayrıca namlunun sivil halka doğrultulduğunu gören bir askerin eğer gerçek bir ölüm tehlikesi yoksa derhal silahını bırakıp halkın safına geçmelidir. Millet, idaredesini ve namusunu korumak için namlunun, kurşunun ve tankın önüne ölümüne nasıl atılıyorsa, milletine darbe yapıldığını gören bir asker de darbecilerin değil derhal milletinin safına geçmelidir. Böyle bir iradesi ve imkani olup da bunu değerlendirmeyenler mesuldur. Bu noktada asil milletimiz masum askeri hain terörüstten ayırmasını çok iyi bilmiştir. Hem kışlasında duran askere saldırıldı m? Yok. Silahıyla, tankıyla millete karşı sokağa çıkan bir asker ise bizim için açık bir tehdittir. O silahların yeri sokak değil sınırdır. Kanunsuz emre itaat edilmez, etmekte suçtur zaten. İşte milletimiz bir darbe direnişinde askerin hakkını, hukukunu en güzel şekilde korumuştur. Hamd olsun, Rabbimiz bu mübarek millete böyle dehşetli bir darbeyi en az kayıpla savuşturma imkan ve kabiliyetini vermiştir. Durum açıkça böyle olmasına rağmen bir kısım art niyetliler darbeye karşı sivil direniş gösteren halkımızın askeri linç ettiği, öldürdüğü vb saçma sapan uydurma/montaj iftiralarla yüce milletimizi itham etmektedirler. Bu zevat dünya tarihinde nadir görülebilecek ve nadide olan bir kahramanlıkla açık, uluslararası bir darbeyi sivil direnişle durduran kahraman Anadolu halkının bu muazzam başarısına gölge düşürme amacındadırlar. Özellikle laik sol grupların başını çektiği bu zevat demokratlık söylemlerine rağmen kendileri bu ülkede hiçbir darbeye açıkça hayır diyememişler. İşte bu zevat hep pasiflikle, yobazlıkla ve cahillikle küçümseyip tahkir ettikleri Anadolu'nun 'saf' çocuklarının sivil direnişle açık bir askeri darbeyi engellemelerini hazmedemiyorlar. Böyle dünya tarihine geçecek bir demokrasi destanını bu 'yobaz' ve 'örümcek kafalıların' başarmasını çekemiyorlar. Bu destansı sivil direnişi küçümsemenin, tahkir etmenin birincil sebebi bu olmakla birlikte bu laik sol çevrelere bakan şöyle bir nedeni daha vardır. Eğer askerin meclisi bombalayarak, sivil halka gözünü kırpmadan kurşun sıkarak gerçekleştirmeye çalıştığı bir darbeyi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyib Erdoğan'ın talimatıyla muhafazakar, yerli ve milli değerlerine bağlı Anadolunun çocuklarının meydanlara inmesiyle engellenmiş olması o laik ve sol çevreleri iyice rahatsız edip korkutmaktadır. Çünkü darbeyi durduran Ak parti seçmeni hem milletin büyük takdirini kazanmış, hem de başta Reis-i Cumhur olmak üzere Ak parti yönetecilerine büyük bir kıvanç ve gurur vermekle bu milletten, bu seçmenden aldığı güçle daha çok çalışmak şevkini ve daha büyük işler başarmak arzusunu vermiştir. Haliyle bu şevk ve arzu Akpartinin daha çok yıllar iktidarda kalacağını ve Erdoğanın büyük lider olarak ta uzun süreler partisinin başında ve ülkesinin başkanı olacağını ifade etmektedir. İşte durum böyle olunca tabiki laik sol çevreler bundan rahatsız olacak, kedinin uzanamadığı ete murdar demesi misali kendilerinin elde edemediği ve asla edemiyecekleri bir başarıyı muhafazakar kesimin başarmasını hazmedemiyeceklerdir. Milletimizin destansı direnişiyle durdurulan bu uluslararası darbe girişiminin önemli sonuçları olmuştur. Öncelikle şunu belirtelim ki bu darbe girişimi Türkiye'nin gelişmesinden, büyümesinden oldukça rahatsız olan dış odaklar olarak başta Amerika olmak üzere Batılı güçlerin arkasında olduğu ve haberi oldukları bir başarısız darbe denemesi olarak tarihe geçmiştir. Bu noktada Müslüman dünyasının gelişip güçlenip özgürleşmesini istemeyen Batılı güçler İslam dünyasının lideri olan Türkiye'nin ne kadar güçlü olsuğunu iyice anlamış oldular. Tabi bu, onların uykularını kaçırıp korkularını ve hain plamlarını daha da artıracaktır. Mazlum ve mağdur müslüman dünyası ise Türkiyenin gücünü gördükçe hem özgüveni artıyor hem de Türkiye'ye olan bağlılıkları artıyor. Konu açılmıken bu başaranın bana öğrettiği bir hususu burada belirtmek istiyorum. Bir devletin en büyük gücü insan gücüdür. Ne petrol, ne teknoloji. En büyük güç, insan gücüdür. 15 Temmuz'da gördük ki ülkemizin sivil halkının gücü, vatan aşkı ve şevki Amerika'nın ve Rusya'nın ordularından daha çoktur. Böyle bir millete sahip bir ülke olduğumuzu görmek Cumhurbaşkanımızdan 80 milyonun her ferdine kadar -hazımsızlar hariç- hepimizi gurulandırmıştır. Ayrıca bu başarı ülkemizin gelişmesini, büyümesini istemeyen başta pkk, dhpkc, ışid ve hazımsızlar olmak üzere içerdeki hainlere de iyi bir gözdağı vermiştir. Son bir not olarak Fetullahçı örgütün ne mal olduğu artık ayan beyan ortaya çıkmıştır. Bu saatten sonra bu örgüte azcık bir sempati gösterenin ya aklından zoru vardır, ya da vatan sevgisinden. Fetullahçı terör örgütü eğitim ve dini bir kılıf gibi kullanan içi masonik bir örgütlenme olaral ajanlık ve casusvari bir yapı olarak bağlı bulunduğu Yahudi misyonunun İngiliz - Amerikan üst aklına 'hizmet' etmektedir. Mesiyanik/ Mesihçi bir ideoloji/bağlılık ile insan devşirmekle bağlılarını birer haşhaşiye çeviren aşırı derecede takiyyeci ve makyevalist bir örgüttür. Rabbimiz bizi bu hain örgütün şerrinden korusun. İnşaallah devletimiz de bu hainlere laik olduğu cezayı en güzel şekilde verir.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

İNSAN VE NAMAZ! İnsan câmiyeti haiz(bütün kainati temsil eden) bir varlıktir. Namaz da câmiyeti haiz(diğer bütün ibadetleri ve diğer varlıkların ibadetlerini temsil eden) bir ibadettir. İnsan, butun mahlukatin ibadetlerini, tesbihatini gozlemleyip, muşahede edip toplayarak namazinda bunlari her şeyin yaraticisi ve butun alemlerin rabbi olan Allaha takdim eder, sunar. Evet insan şuur ve akliyla varlik aleminde ibadet ve tesbihat manalarini toplayan bir konumdadir. İşte bu insan varlik aleminden topladigi bu ibadet ve tesbihat manalarini namazinda alemlerin rabbine takdim eder. İnsan akli ve şuuruyla kendinin farkinda oldugu gibi butun mahlukatin ve mevcudatin da farkina varir. Ben diyerek kendisini sahiplenir. Ancak kendisini bile kendisinin var edemedigini gorerek basta kendisi olmak uzere butun mahlukati var eden, her şeyin sahibi ve rabbi olan yuce yaraticya, alemlerin Rabbine ulaşir. Akliyla ve imani bir bakişla her şeyin Allaha ibAdet ve tesbihat yapmakta oldugunu gorur ve okur. İşte insan, kendisini ve butun kainati yaratana karsi tesekkur, ovgu ve yuceltme olarak namaz kilar. Namaziyla kendisinin ve butun kainatin şukur ve hamdini, tesbihatini Allaha takdim eder. Varlik agacinin meyvesi ve sonucu olan insan, işte bu sonucu vermek için yaratilmiştir. Kainat insan icin, insan ise namaz icin yaratilmistir. Kainat agacinin meyvesi insandir, insanin meyvesi ise namazdir. İnsani donanimi varlik aleminin manasini toplayip Alllaha takdim etmek demek olan namaz kilmak uzere programlanmistir. İnsan bütün kainatin kucuk bir örnegi olarak kucuk alem/alem-i asgar oldugu gibi namaziyla da butun kainatin ibadet ve tesbihatini temsil ederek sanki butun kainat capinda Allaha ibadet ve tesbibat yapmiş olur. Boylece insan namazinda butun kainati temsil ederek kulli/umumi bir ubudiyete/ Allaha itaat şuuruna mazhar olarak alemlerin Rabbine muhatap olur. zaten sonsuz muhtaclik icinde olan insan, kendisini ve her şeyi yaratip yoneten yuce rabbe hakkiyla olamasa da ancak boyle kulli/umumi bir ubudiyetle bir nebze olsun şukur ve hamd edebilir. Boylece insan, namaziyla butun kainatin şukur ve hamdini, ibadet ve tesbihatini temsil ederek yeryuzune halife olmasinin bir manasini ortaya koymuş olur. Yukarida belirttigimiz gibi ibadet/namaz meyvesini vermek icin yaratilmistir. Cunku insana verilen donanim bunu gerektirir. insan şuur ve akliyla butun mahlukatin şukur ve hamdini, ibadet ve tesbihatini gorup, farkina varip bunlari alemlerin rabbine takdim edecek donanimda yaratilmistir. Demek ki namaz kilmak, insan olmanin geregidir. Namaz kilinmadiginda ise insann olmanin onemli bir geregi, bir sonucu yerine getirilmemis olur. Boylece insanin insaniyetinde stok maliyeti ortaya cikar. Yani insanin insaniyetinin onemli bir boyutu işlevsiz kalir. Namaz kilmayan insanin durumu, yazmak icin uretilen ancak yazmayan kalem gibidir. hukmen kalemdir. Ancak yazmiyor ve yazmadigi icin de hakiki kalem işlegini yerine getiremiyordur. Sureten kalemdir ancak hakikaten kalem işlevini yerine getirememektedir. Namaz kul ile Allah arasinda en yuce bir bagdir. kulun Allaha en guzel hizmetidir. Bundan dolayi Allahin emrinden gelen insan ruhunun temel gidasi namazdir. Namaz kilmayan -Allah korusun- ruhunu gidasiz birakir. Hem manasi derinligiye yaşarak kilinan bir namaz insanin vicdanini harekete gecirir. Boyle bir namaz vicdana hayat veren en onemli unsurdur. Hakkiyla kilinan bir namaz vicdani harekete gecirdigi, hayatlandirdigi icin Ankebut Suresinin beyaninca insani kotuluklerden alikoyar. Rabbimiz bizi namazi hakkiyla kilmaya muvaffak kilsin.