muradiye kürsüsü
9 Temmuz 2017 Pazar
• Risale-i Nurdan anladığımıza göre, imanın bütün meseleleri bu yaratılış türüyle/kâinatla tamamen alakalıdır. Kâinattan kopuk bir iman meselesi olamaz. Bundan dolayı imanın meseleleri bu yaratılış türünde/kâinat şahitliğinde tasdik edilerek tahkik edilmelidir.
• Bilimcilerin var oluşa dair mantıkî açıklamaları yoktur. Mesela bugün bu derslerin eski kayıtlarını dinliyordum. Orada bahsedildi: Laboratuvarda “şans” hiçbir şekilde gösterilemez, sergilenemez. Aksine hep bir düzenlilik gösterilir. Ama bilimci laboratuvardan çıkınca orada görmediği “şans”ı var oluş yorumunun temeline yerleştiren açıklamalar yapıyor.
• Bilim, varlıkta şans olmadığı için vardır. Ama bilimci şans ile açıklıyor.
• Kuranı literal olarak okumak ile, Kainatı bilimci gözü ile okumak benzer gibi. Bilimcide kainatın fotoğrafını aktarır ama varoluşsal açıklama yapıyormuş gibi sunar kendini. Yani Kuran yerine Kainatı koyup müfessir yerine bilim adamını koyarsak bazı açılımlar olabilir gibi. Mesela bilimin bir kainat tarifi ve kainatı okuma usulu var mı? Gibi.
• Kuranı literal olarak okuyan müfessir, Ondan varouluşsal ve kendine bakan bir anlam çıkaramaz. Kainata bilim gözüyle bakan bilim adamı ondan kendi varoluşuna dair bir anlam çıkaramaz. (Mana-i harfi). Müfessir kendi varouluşundan ayrı bir Kuran okuması yaparken, bilim adamı da kainatı kendinden ayrı bir alan olarak inceler.
• "İmaret maişeti", yani geçim için memurluğa/yöneticiliğe girmenin yanlışlığını/ gayr-ı tabii ifade ediyor olsa gerek. Böyle, gayr-ı tabii olan memurluğa/yöneticiliğe toplumun genelinin ve özellikle zeki çocuklarının yönelmesi ekonomiye hiçbir katkısı olmuyor. Ekonomi ise özel teşebbüs ile fıtrata da uygun olan ve bilim ve teknolojiyi de takip edebilme imkanı olan meslekleşme, ticaret ve ziraat ile gelişiyor. Bugünün dünyasında ülkelerin ana gücü de ekonomide ve teknolojidedir ve bunları üreten de özel teşebbüstür.
• Çok gerçekçi bir tespit yapılmış.Yani ekonomik gücü elinde bulunduran ülke siyasetinin de yönünü belirliyor.Ve bu anlayış günümüzde artık daha çok belirgin hale gelmiş.Yani küçük küçük devletler ve başkanlar var görünüyor fakat dünyayı sevk ve idare eden odaklar birbirne benziyor.Hepsinin ortak yanı çok büyük miktarda sermayeyi elllerinde tutmalarıdır.Ve insanlar bu sermayenin devir daiminde bile isteye canı gönülden hizmet vererek çalışıyor.(erkan)
• sivil alanın 'müslümanlardan olmayanların' eline kalması islamın toplumunda yaşanması açısından çok ciddi bir tehlike.
• bir dönemde memuriyetten atılanlar, şartların da zorlamasıyla fıtratlarındaki istidatları ortaya çıkarmak için büyük bir gayretle çalışıp on yıl sonrasında memurluğa nisbeten on kat yükseldiklerinin çok örnekleri vardır.
• zannediyorum asıl mesele hür olmak. her ne olursa olsun her hangi bir yere bağlamamak gerekiyor.
• Ne yaparsan yap devlet kapısına kul olma!
1 Temmuz 2017 Cumartesi
• Eşya zıddıyla bilinmesi meselesi, insanın zihnî bir kabiliyetinin gereğidir. Yani insan, varlığın zıddını zihnen tahayyül eder, yoksa hakikatte/nefsül emirde varlığın zıddı olan yokluk yoktur. Ancak insan, zihninde varlığın zıddı olan bir kavram olarak “yokluk” mefhumunu kullanır. Yani var olanın var olmama halini tahayyül eder. Yoksa ‘yok olanı’ tasavvur edemez. Çünkü ‘yok olan’ yoktur. Varlığın zıddını kavramlaştırıp tasavvur etme kabiliyeti insanın iradesine bir alternatif sağlar. Böylece insanın irade özgürlüğü sağlanmış olur.
24 Haziran 2017 Cumartesi
• Risale-i Nurun anlaşılmasına engel tavırları bu derslerden öğrenebildiğim kadarıyla şöylece özetleyebilirim:
- Ayet ve hadisin mecazatını, müteşabihatını ve çok katmanlı anlam boyutluluğunu anlamayan;
- Dini, kurallara hapseden fıkıhçı kuralcılığı aşamayan;
- Hikayâtı aşamayan;
- Esbab-perestliği aşamayan;
- ‘Ulu hakancılığı’ aşamayan;
- Milliyetçiliği (devletçilik, Müslümancılık, cemaatçilik, etnik grupçuluk gibi çeşitli ‘biz’ algılarını) aşamayan;
- Mümin – Müslim ayrımını yapamayan;
- Zamanının çocuğu olamayan;
- İmanî meselelerde taklidin câiz olmadığını ve herkesin kendi kapasitesine göre imanî meseleleri tafsilen tahkik etmesi gerektiğini anlamayan;
- İnsan; çabası, sa’yi ve soruları kadar değerli olduğunu ve “şahsi teşebbüs” insaniyetin olmazsa olmazı olduğunu anlamayan;
- Allah’ın dininin ‘hak’ üzere olduğunu ve buna göre bir fikir ve tavrın ancak hak olduğu kadar ve hakikati içerdiği kadar İslamî olduğunu anlamayan;
- Gelenek-görenek- kültür ve medyayı aşamayan;
- Ubudiyeti kavramayan;
- İnsaniyet- hayvaniyet ayrımını yapamayan; Risale-i Nur’u hakkıyla anlayamıyor. Öyle ise Kuran’ı hiç anlamaz. Hadisi ise hiç hiç anlamaz.
• Ben kendime bakarak; var edilmişliğime, yaratılmışlığıma bakarak beni yaratanın benim gibi olmayan, yani mutlak olan olması gerektiğini anlıyorum. Beni yaratanın mutlak olduğunu; eşsiz, yekta(ehad) olmak zorunda olduğunu anlarım. Onun varlığından emin olurum. Ama onun mahiyetini bilemem, onu izah etmeye kalkamam. Öyle ise bir yaratık olarak bana düşen, yaratık âleme bakarak onun yaratıcısının ve özelliklerinin yaratık cinsinden olmayan olduğunu (sübhaneAllah) anlamaya çalışmaktır. Yaratıcı ancak mutlak olandır, varlığı kendinden olandır. Varlığı kendinden olan ise tek olur. İki tane mutlak olmaz, öyle ise varlığı kendinden olan iki tane olmaz, öyle ise “varlık tektir”.
22 Haziran 2017 Perşembe
• Binadaki sanat ve bina olma özelliği malzemelerin eseri olmaz. Yani bina tuğlalarla yapılıyor ama binayı yapan tuğlalardır demek saçmalıktır. İnsan binasındaki hayat sanatı da insanın bedenindeki malzemelerin eseri olamaz. Öyle ise bedenin/malzemelerin sanattan ayrıştırılıp çöpe atılmasıyla yani ölümle hayat/sanat da çöpe atılmış, bitmiş olmaz. O malzemelerde hayat sanatını gösteren kaynak; başka şekillerde, başka yaratılış türlerinde o sanatı yine gösterecektir. Çünkü hem hayat sanatını gösteren kaynağın mutlak olması gerektiğini anlıyoruz. Hem de hayat verilenlerde sonsuza dek var olmak arzusu var. Bu arzu da yine o kaynak tarafından verilmiş olmalı. Başka türlü olamaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)